Mülkiye Marşı 2019-10-31T14:33:05+03:00

Dr. Serdar Şahinkaya’nın Mülkiye Marşı hakkında kaleme aldığı
monografi için lütfen tıklayınız

MÜLKİYE MARŞI

Beste: Musa Süreyya

Güfte: Cemal Edhem (Yeşil)

 

MÜLKİYE MARŞI’NIN TARİHÇESİ

Mülkiye Marşı’nın güftecisi 1921 mezunu olan Cemal Edhem (Yeşil) Bey 1918’de kaleme aldığı bu şiir için, o zamanki duygu ve düşüncelerini yıllar önce şöyle anlatmış :

“… Bunu şimdi ifade edebilmek çok zor. Aradan elli yıla yakın zaman geçti. O zamanın havasına girmeyi denemek, yirmi yaşından önce alınmış bir soluğu elli yıl ciğerlerinde tutup yetmişine yakın vermeyi düşünmek gibi bir şey olur. Yine de şu kadarını söyleyeyim: Mülkiye’nin 1918’de yeniden açılışı, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki Mütareke Yılları’nın ilk günlerine rastlar. Okula girdiğimizin altıncı ayına doğru yazdığım bu şiire, o kara günlerin gittikçe artarak yüreklerimizde yer eden acısı ve acılığı ister istemez sinecekti. Güftenin o zaman için aşırı iyimser görünüşünü de delikanlılık çağını yenilgiye karşı direnme gücüne ve aydınlık bir geleceğe özlem duygusuna verebiliriz.”

Kuşatılmış, hırpalayıcı, horlayıcı günlerin yarattığı öfkeyle, taş gibi sessizleşmek yerine duyarlılaşan gençliğin başka bir dünya kurmaya hazır olduğunu dile getiren, coşku ve soyluluk ifadesi bu şiir, daha sonra değerli besteci Musa Süreyya Bey tarafından bestelenmiştir. Musa Süreyya Bey’in değerli kardeşi Sayın Nihal Erkutun, Mülkiye Marşı’nın bestelendiği geceyi şöyle anlatmaktadır :

“Gayet iyi hatırlıyorum. Mütareke yıllarında bir gece, bir dostumuzun evinde ailece toplandığımız sırada, marşın güftesini getirdiler. Ağabeyim, güfteyi okuyunca, çok duygulandı. Hemen kalktı; orada bulunan piyanonun başına geçip bu marşı o gece besteledi…”

Mülkiye Marşı ile ilgili olarak Prof. Dr. Cem Eroğul’dan bir alıntı:

“Mülkiye geleneğinin anlam ve gücünü kavramada önemli göstergelerden biri Mülkiye Marşı’dır. Bu marşın yalnızca ilk kıtası okunduğu için, öteki iki kıtada söylenenler genellikle bilinmez. Marşın sözlerini 1919 yılının Nisan ayında yazan Mülkiye öğrencisi Cemal’in bir iki dizesini anımsatmak isterim.

Yıkılmakta olan Osmanlı Devleti’ni şöyle betimliyor Cemal: “Bir güneştin bir zamanlar, ay kadar kaldındı dün / Dün bir aydın, sislenen boşlukta yıldızsın bugün.”

1919 Nisan’ında durumun umutsuzluğu ne güzel anlatılıyor, değil mi? Ancak, arkasından şunları ekliyor Cemal: “Sel durur, yangın söner, elbette bir gün ey vatan / Süslenir oynar yarın, dün ağlayıp matem tutan.” Sonra da, bildiğimiz o güçlü seslenişi yineleyerek son noktayı koyuyor şiirine: “Ey vatan, göz yaşların dinsin yetiştik çünkü biz.”

Bir düşünelim: Bu sözler, yurdun “sislenen boşlukta bir yıldız” gibi kayıp gitmekte olduğu günlerde, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışından bir ay önce söyleniyor. Üstelik söylenmekle de kalmıyor, aynı okulun, Mülkiye’nin, müzik öğretmeni Musa Süreyya tarafından coşturucu biçimde seslendiriliyor. Bu ne inanç gücüdür böyle ? Bir yüksekokul öğrencisi, bu en kara günlerde, bir marş yazarak, ülkesine “merak etme, yetişip geliyorum göz yaşını dindirmeye” deme gücünü nereden bulabiliyor?

İşte bu can alıcı sorunun yanıtıdır, Mülkiye geleneği. Önemi ve gücü de işte buradan kaynaklanır.”