Ana Sayfa Siyaset Ekonomi Dünya Hukuk Kültür Spor
 
SİYASET
Platon'un Cevher Meseli ve Üniversite
FARUK ALPKAYA, 2014-12-31 11:47:16

Platon, -kurulmasını önerdiği ideal poliste- yurttaşları yöneticiler, koruyucular ve zanaatkârlarla çiftçiler olmak üzere üç sınıfa ayırır ve bu düzenin bozulmadan sürmesi uğruna halkı kandırmak için bir yalana başvuracağını söyler:


"En önce önderleri ve askerleri, sonra da geri kalan yurttaşları; bizim onlara okuttuklarımızın, öğrettiklerimizin etkisi altında olduklarına, aslında içinde yaşadıkları her şeyin bir düş olduğuna, [...] şimdi de içinde yaşadıkları ülkeyi anaları [...] saymaları, yurttaşlarına da aynı anadan, yani topraktan doğma kardeşler gibi bakmaları gerektiğine inandırmaya çalışacağım."

Sonra da yalanının nasıl işleyeceğini ayrıntılı bir biçimde anlatır:

"Kentteki bütün insanlar kardeştir, diyeceğiz. Ama tanrı sizi yaratırken önder olmak için yarattıklarına, doğdukları zaman altın katmıştır; bu yüzden en değerlileridir. Yardımcılara gümüş, çiftçilere ve öbür zanaatkârlara da demir ve tunç karıştırmıştır. Hepiniz aynı soydan olduğunuz için, çoğu zaman kendinize benzer çocuklar yapacaksınız. Ama ola ki altından gümüş, gümüşten altın doğar, öbür madenler arasında da böyle değişmeler olabilir. Bu yüzden tanrı, önderlere her şeyden önce [...] doğan çocuklara iyi bekçilik etmelerini, ruhlarına bu madenlerden hangisinin katılmış olduğunu büyük bir dikkatle araştırmalarını buyurur ..." der ve eğer ailesinden farklı bir cevherle doğmuş bir çocuk çıkarsa onu ait olduğu sınıfa göndermeleri gerektiğini belirtir.

Platon'un hayalindeki bu polis hiçbir zaman kurulmamıştır, ya da daha doğru bir deyişle Platon'un zamanında kurulmamıştır. Yoksa bugün içinde yaşadığımız ulus-devletler tam da Platon'un hayalindeki gibidirler. Bu devletlerdeki yurttaşlar imtiyazlılar, kadrolar ve emekçiler olarak üçe bölünmüştür. Doğan çocuklar çoğunlukla ailelerinin sınıflarına ait olurlar. Herkes bir anavatanı olduğuna, onu ölümüne savunması gerektiğine ve ulusunun kaderde, kıvançta ve tasada ortak olduğuna inanır. Bu devletlerde önderler tıpkı bir altın gibi parlarlar, yardımcıların içinde sanki gümüş vardır. Emekçiler ise adeta demir ve tunçtan yapılmıştır.

Bu devletlerde altın cevherine sahip bir ailenin çocuğu hemen her zaman altın cevherine sahip olarak doğar. Yalnız gümüş ya da demir ve tunç cevherine sahip ailerini çocukları arasında bazen farklı bir cevhere sahip birkaç çocuk doğar. Bu çocukların asıl cevherini keşfetmek ve ait olduğu sınıfa göndermek ise eğitim kurumlarının görevidir.

'Farklı cevherlere sahip olarak doğduğumuz' ama 'hepimizin kardeş olduğu' toplumumuzda (!) altın cevherine sahip imtiyazlıların çocukları dışındaki ailelerin çocukları adeta bir toprak yığını halinde ilköğretim kurumlarına gelirler ve orada geniş delikli eleklerden geçirilmeye başlarlar. Ortaöğretim aşamasına kadar demir ve tunç cevherine sahip olan emekçi ailelerinin çocukları elenir ve ailelerinin kaderini paylaşmaya gönderilir.

Yüksek öğretim aşamasına geçmeyi başaranların içinde gümüş olduğu hemen hemen bellidir, ama bu gümüşün kaç ayar olduğu belirsizdir. Yüksek öğretim kurumları bu gümüşün ayarını belirleme işlevini görür. Bu kurumlardan mezun olanlar içlerindeki gümüşün saflık derecesine bağlı olarak kadro olarak görevlendirilirler. Yüksek öğretimi bitirenlerin küçük bir kısmının içinde ise altın cevheri olabilir, daha sonraki aşamalarda böyleleri ayrılır ve içlerindeki altının ayarı belirlenmeye çalışılır.

Örneğin, bir üniversiteye baktığımızda bu katmanların hepsini görebiliriz. Öğrenciler, içlerindeki gümüşün ayarı belirlenmeye çalışan cevherdir. Bunların arasında içlerinde altın olduğu düşünülen çıkarsa üniversiteye araştırma görevlisi olarak alınırlar. Araştırma görevlilerinin içinde 14 ayar altın olduğu anlaşılanlar 33. maddeye aktarılır, 18 ayar oldukları düşünülenler yardımcı doçent yapılır. 22 ayar altın olduğu saptananlar doçent, 24 ayar olduğuna kanaat getirilenler ise profesör olarak atanır. Üniversiteyi bitiren sıradan öğrenciler bir üniversitenin idari personelini oluşturur, bunlar zaman içinde sahip oldukları gümüşün ayarına bağlı olarak şef, müdür, fakülte sekreteri olurlar. Demir ve tunç cevherine sahip olarak doğanların kaderiyse temizlik, yemek ya da özel güvenlik şirketlerinde taşeron işçi olarak çalışmaktır...

Fotoğraf: salom.com.tr

Yorumlar (0)

 
İsim: 
Soyisim: 
Eposta: 
Yorum: 
 
SBF Blog Hakkında
Bu kişisel blog platformunda Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim elemanlarının yayınladıkları görüş ve yazılar için hakem ya da editör süreci söz konusu değildir. Yazılar ve kullanılan fotoğraflar blog yazarlarının kişisel sorumluluğundadır.
Arama
Kelime:
Başlık:
Yazar:
 
Kategoriler
Avrupa Birliği
Kent ve Çevre
Müzik
 © 2017, Siyasal Bilgiler Fakültesi