Ana Sayfa Siyaset Ekonomi Dünya Hukuk Kültür Spor
 
EKONOMİ
Yeni Mülkiye’nin Ekonomi Politiği (Bölüm 1)
ALTUĞ YALÇINTAŞ, 2015-03-13 23:46:50

13. Türkiye Bağımsız İktisat Öğrencileri Kongresi
Açılış Dersi (Bölüm 1)
AÜ SBF Aziz Köklü Salonu, Ankara, 5 Mart 2015

Konuşmanın ikinci bölümünü okumak için lütfen buraya tıklayın.

Kendimi tanıtarak başlayayım. Ben Mülkiye’nin İktisat bölümüne 1994 yılında lisans öğrencisi olarak girdim. Şu anda aynı bölümün 20. Sınıf öğrencisiyim.

Beni açılış konuşması yapmak için davet eden Eylül Seren Kösel ve Arda Hatipoğlu’na çok teşekkür ederim. Sizler de zahmet edip sabahın köründe buralara kadar geldiniz. Hepiniz sağ olun. Bana Türkiye’nin 10 farklı üniversitesinden ilinden, 150’nin üzerinde katılımcı olduğu söylendi. Bu kadar kalabalık bir organizasyonu yürütmenin türlü zorlukları var. Hepsini aşmış olduğunuzu görüyorum. Çok mutlu oldum.

Bu yılki kongrenin başlığı, “Yeni Türkiye’nin Ekonomi Politiği,” çok iyi seçilmiş bir başlık. Düzenleyenleri bu nedenle bir kere daha tebrik etmek isterim! Ben de bu başlığa uygun olacağını düşünerek “Yeni Mülkiye’nin Ekonomi Politiği” başlığını seçtim.

Bilemiyorum bunu bilmek ilginizi ne kadar çeker ama Mülkiye genel olarak Türkiye’nin bir modeli gibidir. Türkiye’de olan biten ne varsa ölçeği küçültülmüş şekilde Mülkiye’de de gerçekleşir. Bu gerçekten doğru!

Ne zaman ki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Yeni Türkiye’den bahseder oldu, ben de o zamandan beri Yeni Mülkiye üzerine düşünür oldum. Sorduğum soru şu: Acaba böyle Türkiye ve Mülkiye gibi özel isimlerin önüne “yeni” sıfatını getirince gerçekten yenileniyor mu bu isimler? Başka bir ifadeyle Yeni Türkiye ve Yeni Mülkiye gerçekten var mı?

Öncelikle Mülkiye nasıl bir yer, misafir olanlara bunu anlatmaya çalışayım.

1. Mülkiye siyasal ve toplumsal geçmişi olan bir kurumdur. Bu okul komünist yetiştirir diye bilinir ama bu eksik bir bilgidir. Çünkü Mülkiye’de sadece komünist yetişmez, aynı zamanda liberal de yetişir, İslamcı da yetişir, Türkçü de yetişir, futbolcu da goygoycu da. Aynen Türkiye gibi yani – hatta son zamanlarda goygoycuların sayısı biraz arttı sanki. Her neyse, konumuz bu değil. Bunların hepsinin bir özelliği vardı: Mülkiyelilerin hepsi kati suretle muhaliftir. Bunu bir kenara not edin.

2. Mülkiye aslında bir Osmanlı kurumudur. Mekteb-i Mülkiye-i Şahane-i Ali Osmaniye Cumhuriyet’ten önce kurulmuştur. Hatta Cumhuriyet’i kurmuştur. Dikkat ediniz, kimi zaman Cumhuriyet karşıtı söylemlerini duyduğumuz bugünkü hükümet milletvekilleri ve bakanları da Mülkiyelidir. Şu anki kabinede 4 Mülkiyeli, 2 Hukuk’lu, 2 de DTCF’li bakanın olduğunu, Başbakan danışmanının Mülkiye’de öğrencilik ve asistanlık yaptığını da hatırlatayım.

3. Mülkiye’de yaratıcılık ve mizah eksik olmaz. Burada tüllap ve müderris olanlar bilirler. Bu kurum hareketli, canlı, dinamik bir mekândır. 1960 ve 1970’lerde olduğu gibi Gezi Olayları sırasında bu kurum fokur fokur kaynamıştır. Bunu sağlayan faktör kurumun kendine özgü düşünme şekli, mizahı ve yaratıcı dilidir. (Yukarıdaki resim Ocak 2015’teki yoğun kar yağışından sonra Mülkiye ve İletişim öğrencileri arasındaki kartopu savaşından sonra çekilmiştir.)

Burada bırakayım çünkü size ayaküstü Mülkiye propagandası yapmak niyetinde değilim. Zaten bu özelliklerin hepsi Eski Mülkiye’ye ait. Ben aslında Yeni Mülkiye’ye ilişkin bir iki söz söylemek istiyorum. Nedir bu Yeni Mülkiye?

Yeni Mülkiye’yi anlamak için Yeni Türkiye ne demek onu anlamak lazım. Şunu not etmem gerek: bir söylem olarak Yeni Türkiye eski bir söylemdir ve en azından bir söylem olarak yeni olan herhangi bir şey ifade etmez. 1961 yılında Yeni Türkiye Partisi adıyla bir parti kurulmuş, 1961 yılındaki genel seçimlerde %13 oy almıştır. Bu adla başka bir parti 2002 yılında kurulmuş ve herhangi bir seçime girmeden kendini lağvetmiştir.

Söylem olarak Yeni Türkiye’nin yeni bir şey ifade etmediğini söylesem de, Yeni Türkiye’nin varlığı konusunda birçoğunuzdan daha az şüpheye sahibim. Nedenini söyleyeyim. Benim için Yeni Türkiye kahve falı, ruhlar alemi ya da astroloji gibi bir şeydir. Ruhlar var mı? Yok. “Bugün canım çok sıkkın, çünkü Mars’ın yükseleni, bilmem ne gezegenin alçalanıyla çakışıyor” Böyle bir şey olabilir mi? Olamaz. Kahve falına bakarak evlenip evlenemeyeceğinizi, gelecekteki eşinizin ne iş yapıyor olacağını görebilir misiniz? Hayır, bu da mümkün değil. Fakat bunların hiçbiri mümkün olmasa da ruhlara, yıldız falına ve astrolojiye inananlar var. Öyle değil mi? O zaman siz de Yeni Türkiye’nin içeriğinin yeni bir içerik olduğuna inansanız da inanmasanız da Yeni Türkiye diye bir şey vardır. Yeni Türkiye’nin gerçekliği, ona inananların gerçekliğindendir. Yeni Türkiye vardır, çünkü Yeni Türkiye’ye inananlar yani Yeni Türkiye söylemi vardır.

Peki, Yeni Türkiye söylemi nereden çıktı? Bana göre Yeni Türkiye’yi ortaya çıkaran unsur, Türkiye ekonomisini ve Türkiye üniversite sistemini yakından ilgilendiren bir unsurla – rantla – çok yakından ilişkili. Başka bir ifadeyle, Yeni Türkiye’yi – ve birazdan söyleyeceğim gibi Yeni Mülkiye’yi de – bir söylem olarak ortaya çıkaran sebep son 10 küsur yıldır ağırlığını gittikçe arttıran rant ekonomisidir.

Rant ekonomisi derken kabaca inşaat sektöründen elde edilen geliri ve bu gelirin bölüşümünü kastediyorum. Etrafınıza bir bakın. Yeni havaalanları, AVM’ler, köprüler, tüneller, gökdelenler, saraylar, yenilenen binalar, asfalt ve duble yollar hepsi birlikte Türkiye’nin rant ekonomisini oluşturur. Buraya kadar yeni bir şey söylemiş olmuyorum aslında. Hükümet eden parti ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dahil herkes Türkiye’nin rant ekonomisi gerçekliğini kabul ediyor.

Benim argümanım bu bilindik olan gerçekliğin bir parça ötesine taşıyor: Nasıl ki Türkiye ekonomisi son 10 küsur yıldır ranta dayalı kör topal bir büyüme oranını tutturduysa, Türkiye üniversite sistemi de ranta dayalı kör topal bir büyüme oranı tutturabildi. Ancak büyümenin bir maliyeti oldu: son 10 yıldır Türkiye ekonomisi ve Türkiye üniversiteleri büyük miktarlarda rant ürettiler. Biz ekonomide üretilen ranta “iktisadi rant”, üniversiteleri ilgilendiren ranta “entelektüel rant” ya da “fikri rant” diyelim. Tabii ki entelektüel rant kavramı Türkiye’ye özgü bir politikayla ilgili: “her ile bir üniversite politikası” ya da HİBÜP.

HİBÜP aslen bir eğitim politikası değildir. Ülkenin fikri ihtiyacı düşünülerek, genç nüfusun entelektüel ihtiyaçları gözetilerek oluşturulmuş bir politika değildir. Var olanı geliştirmek ya da halihazırda bilgiyi üreten kurumların sorunlarını azaltmak gibi amaçlarla yakından uzaktan etkisi yoktur. HİBÜP bir iktisat politikasıdır. Eğer siz bir kasabaya yeni üniversite kurarsanız, o kasabadaki rantlar yükselir. Rantlar neden yükselir?

Bir kasabaya yeni bir üniversite açarsanız, toplam talep canlanır. Yeni kafeler, yeni kitapçılar, yurtlar açılır. Kiralar yükselir. Pazar market alışverişi canlanır. Kampüs inşaatı için işgücü talebi, demir çelik talebi artar. Dahası, her yeni üniversite yeni akademik ve idari kadrolar demektir. Bu kadrolar hükümetin bürokratlarıyla doldurulur. Bu kadrolar daha sonra danışman, köşe yazarı, jüri üyesi olurlar ve hükümetin kendisi için çalışırlar.

Dikkat edin, bunların hiçbirinin fikriyatla bir alakası yoktur. HİBÜP genel olarak Türkiye’ye egemen olan rant ekonomisin önemli bir ayağıdır.

Dolayısıyla HİBÜP biz iktisatçıları yakından ilgilendiriyor. Diyebilirsiniz ki, “ne olmuş yani, daha çok kalkınma için daha çok köprü, tünel ve üniversiteye ihtiyacımız yok mu?” Ben bu meseleyi özet olarak da olsa ikinci sınıf iktisat bölümüne verdiğim İktisadi Düşünceler Tarihi derslerinde anlatıyorum. Bu konuya İktisadi Düşünceler Tarihi dersinde değinmemin bir gerekçesi var. O da “Rant Üzerine” yazan David Ricardo’nun 1817’daki analizinin bugüne ışık tutuyor oluşu.

Konuşmanın ikinci bölümünü okumak için lütfen buraya tıklayın.
Fotoğraf: radikal.com.tr

Yorumlar (0)

 
İsim: 
Soyisim: 
Eposta: 
Yorum: 
 
SBF Blog Hakkında
Bu kişisel blog platformunda Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim elemanlarının yayınladıkları görüş ve yazılar için hakem ya da editör süreci söz konusu değildir. Yazılar ve kullanılan fotoğraflar blog yazarlarının kişisel sorumluluğundadır.
Arama
Kelime:
Başlık:
Yazar:
 
Kategoriler
Avrupa Birliği
Kent ve Çevre
Müzik
 © 2017, Siyasal Bilgiler Fakültesi