Ana Sayfa Siyaset Ekonomi Dünya Hukuk Kültür Spor
 
SİYASET
’68: Değişen Paradigma
DR. FARUK ALPKAYA, 2016-03-09 17:04:41

Immanuel Wallerstein 1968 hareketini saman alevi gibi parlayıp sönen bir dünya devrimi olarak değerlendirir. Ona göre, sosyal demokrasi, Leninizm ve ulusal kurtuluş hareketleri üçlüsünden oluşan klasik sol ‘68 öncesinde hemen hemen bütün dünyada iktidara gelmiş ama başarısız olmuştur. Gerçekten de, 1960’lara gelindiğinde merkez ülkelerde işçi ya da sosyal demokrat partiler seçim yoluyla, yarı-çevre ülkelerde Leninist partiler devrim ya da Kızıl Ordu sayesinde, çevre ülkelerde de sömürgeciliğin tasfiyesi sürecinde ya da ulusal kurtuluş mücadelelerin zaferi sonucunda solun farklı renkleri bulundukları ülkelerde iktidarı ele geçirmişlerdi. Ancak klasik solun devlet(ler)i ele geçirmesi bu hareketlerin nihai amaçlarını gerçekleştirmeye, yani dünyayı değiştirmeye yetmemişti. Bu başarısızlığı kabul etmeyip dünyanın hemen değişmesini isteyenler de ’68 Devrimi’ni yapmışlar ve klasik solu bir kenara iterek Kadın Hareketi, Etnik Hareketler, Çevre Hareketi, İnsan Hakları Hareketi, Barış Hareketi gibi yeni sol hareketleri oluşturmuşlardır.

Türkiye’de de ’68 ve sonuçları dünyadaki gelişmelerle benzer olmuştur. Tıpkı Pekin, Prag, Paris, Berlin, Rio De Janeiro ve New York’ta olduğu gibi Ankara ve İstanbul’da da öğrenci hareketlerini büyük işçi hareketleri izlemiş ve daha sonra ‘68’in gençlik önderleri Almanya’daki Kızıl Ordu Fraksiyonu, İtalya’daki Kızıl Tugaylar, ABD’de Kara Panterler vb gibi silahlı örgütler kurarak devrim yapmaya kalkışmışlardır. Gençlik radikalizmine dayanan bu örgütlerin yenilgisini izleyen yıllarda da özellikle Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra klasik solun etkinliği azalırken kadın, çevre, insan hakları hareketleri gibi yeni sol hareketler ve Kürt hareketi yükselişe geçmiştir. Bu benzerliğin yanı sıra Türk aydınları arasında etkisi nispeten kısa sürse de büyük bir paradigma değişikliği yaşanmıştır.

Türk Aydını 68’den yüz yıl önce 1860’larda “bu devlet nasıl kurtulur” sorusuna yanıt arama sürecinde doğmuştur. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi Genç Osmanlılar bu soruyu sorarken aynı zamanda ‘68’e kadar Türk aydınlarının temel paradigmasını belirlemiştir. II. Abdülhamit’in uzun iktidar döneminde bu soruya verilen yanıtlar Batıcılık (Modernlik), Türkçülük, İslamcılık olarak çeşitlenmiş, 1908 ertesinde Ziya Gökalp’in basit ama işlevsel “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” formülüyle birleşerek Türkiye Cumhuriyeti’nin temel kuruluş felsefesine dönüşmüştür. Cumhuriyet döneminde Devletçilik’i bir doktrin ve iktisadi sistem olarak öneren Kadro dergisi ile İslamcılığı, yerliliği ya da sosyalizmi yanıt olarak öneren Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Esat Adil gibi isimler ya da Kadro’nun 1960’lara uyarlanmış bir versiyonu olan Yön dergisi hep “devlet nasıl kurtulur” sorusuna “doğru” yanıtı bulma girişimi olarak görülebilir.

1968 sonrasında ortaya çıkan silahlı gençlik örgütleri işte tam bu noktada büyük bir paradigma değişimi gerçekleştirmişler ve “bu devlet nasıl kurtulur” sorusuna yeni bir yanıt aramak yerine soruyu değiştirmişlerdir: “Bu halk nasıl kurtulur?” Bu değişimi 1968 sonrasında kurulan örgütlerin adlarından çıkarmak mümkündür: Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi, Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu… Üstelik bu örgütlerin neredeyse tamamı “halk nasıl kurtulur” sorusuna benzer bir yanıt vermişlerdir: Emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin (oligarşik devlet/patron-ağa devleti/faşist devlet… vb) devleti yıkılarak! ‘Soru’nun değişmesiyle birlikte farklılaşma yanıtlar kısmında ortaya çıkmıştır: Kırdan kente, kentten kıra, öncü savaşı sonucu vb…

‘68’in gençlik önderlerinin kurduğu radikal örgütlerin “bu devlet nasıl kurtulur” sorusuna yanıt aramayı bir yana bırakıp “bu halk nasıl kurtulur” sorusunu sorması ve yüzyıldır aydınların kurtarmaya çalıştığı devleti yıkmaya kalkışması Türkiye’de siyaset sahnesini kökten değiştirmiştir. Bu değişikliğin ilk etkisi devletin kurucu partisi olan CHP’de yaşanmıştır. Partinin “Devlet Paşa” diye anılan ikinci genel başkanı, bir zamanların Milli Şef’i İsmet İnönü, Karaoğlan diye anılan “Halkçı Ecevit” tarafından devrilmiş ve değişiklik sonucu o güne kadar yüzde 27’yi geçemeyen CHP’nin oy oranı yüzde 42’ye kadar çıkmıştır. İkinci etki ise Kürt hareketinin yeniden doğuşu olmuştur. Türk aydınlarının “bu halk nasıl kurtulur” sorusuna yanıt aramaya girişmesi, ister istemez Kürt aydınlarını da etkilemiş ve Kürt halkının farklı bir halk olduğu saptamasıyla birlikte soru “Kürt halkı nasıl kurtulur” diye sorulmaya başlanmıştır. Bu yeni soruyla birlikte Kürt gençleri Türk solundan ayrı örgütlenmeye ve kendi yanıtlarını aramaya başlamışlardır.

Göründüğü kadarıyla, Türk aydınlarının büyük bir kısmı bu paradigma değişikliğini unutup yeniden eski "devlet nasıl kurtulur" sorusuna yanıt aramaya dönerken toplum içindeki etkinliğini kaybetmiş, Kürt aydınları ise "Kürt halkı nasıl kurtulur" sorusunda ısrarcı olmuş ve bunun ödülünü almıştır.
Fotoğraf: halkinkurtulusu.net

Yorumlar (0)

 
İsim: 
Soyisim: 
Eposta: 
Yorum: 
 
SBF Blog Hakkında
Bu kişisel blog platformunda Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim elemanlarının yayınladıkları görüş ve yazılar için hakem ya da editör süreci söz konusu değildir. Yazılar ve kullanılan fotoğraflar blog yazarlarının kişisel sorumluluğundadır.
Arama
Kelime:
Başlık:
Yazar:
 
Kategoriler
Avrupa Birliği
Kent ve Çevre
Müzik
 © 2017, Siyasal Bilgiler Fakültesi