Ana Sayfa Siyaset Ekonomi Dünya Hukuk Kültür Spor
 
DÜNYA
Kokora*: Bir Ayrılık Hikayesi
FADİME GÖZDE ÇOLAK, 2014-02-24 12:18:56

Dünyanın 193.devleti, Güney Sudan 9 Temmuz 2011’de gerçekleştirilen referandum ile Juba merkezli olarak Birleşmiş Milletler kayıtlarına geçti. Bağımsızlığının üzerinden üç yıl bile geçmeden yeniden çatışmalara ev sahipliği yapmaya başlayan ülkede, çatışmalar bağımsızlık öncesinde olduğu gibi yalnızca Hıristiyan-Müslüman ya da Arap-Afrikalı gruplar arasında değil, zengin petrol kaynaklarının kontrolünü isteyen Dinka ve Nuer kabileleri arasında gerçekleşiyor. Olayların tırmanması ise 15 Aralık 2013’te muhalefet liderlerinin bir Dinka olan devlet başkanı Salva Kiir’i protesto etmesi ile başladı ve hemen ertesinde tüm ülkeye çatışmalar yayıldı. Bağımsızlık öncesinde Hartum’a karşı işbirliği içerisinde bulunan bu kabileler, bağımsızlığın ardından Dinkaların yönetim kademelerinde diğer etnik gruplara yer vermemesi, artan rüşvet ve yolsuzluk vakalarından ötürü başta Nuerler olmak üzere diğer etnik gruplar isyan etmeye başlamıştı. Son olarak Kiir’in etnik grupların silahsızlandırılmasına yönelik çalışmalarının ardından Dinkaların yeniden silahlanmasını teşvik etmesiyle Sudan Halkını Özgürleştirme Hareketi’nin de eski birer üyesi olan Riek Machar ve diğer liderler isyan ettiler. Kiir, Machar ve diğerlerinin isyanını bir darbe girişimi olarak değerlendirdi ancak, binlerce insanın hayatını kaybettiği çatışmalarda Dinkaların Nuerlere saldırdığı görgü tanıklarının ifadelerinde yer alıyor. Güney Sudan içerisindeki çatışmaların yanı sıra bir yandan da Sudan sınırında bulunan petrol üretim sahalarının yakınlarında Sudan ve Güney Sudan arasında da çatışmalar yaşanmakta.

Binlerce insanın yerinden edilmesi ve pek çok kişinin yaşamını kaybetmesiyle sonuçlanan bu çatışmaların temelinde ise petrol laneti bulunuyor. Hartum gelirinin yüzde 57’sini Juba ise yüzde 98’ini petrolden elde ederken petrol gelirlerinin paylaşımı hem Güney Sudan içerisinde hem de Sudan ve Güney Sudan arasındaki çatışmalarda belirleyici bir rol üstleniyor. Sudan ve Güney Sudan’daki çatışmaların nedeni tek başına elbette petrol değil, ancak var olan etnik ve dinsel gerilimleri beslediği ve tırmandırdığı görmezden gelinemeyecek boyutlarda. Kuzey-Güney sınırındaki özellikle petrol çıkartılan kısımlarda çatışmaların yoğunlaşması ve Güney Sudan bağımsızlığını kazandıktan sonra iki ülke arasındaki politik gerilimlerin petrol yaptırımları ile Hartum tarafından cezalandırılması buna örnek olarak gösterilebilir. Güney Sudan’da ise yine petrol sahalarının kontrolü ve uluslararası petrol şirketleri ile yapılan ticaretten elde edilecek avantajlar çatışmaların temel nedenleri arasında.
Sudan bağımsızlığın hemen ardından kendisini bir iç savaşta bulmuş, 1972 yılında son bulan savaş on yıl sonra, 1982 yılında Chevron’un Abyei bölgesinde petrol keşfetmesi ile yeniden alevlenmiştir. 2005 yılına kadar devam eden İkinci İç Savaş boyunca 1-2 milyon arasında değişen rakamlarda insan hayatını kaybetmiş ve milyonlarca insan yerinden edilmiştir. ABD ve Kenya’nın arabuluculuk faaliyetleri neticesinde 2005 Kapsamlı Barış Anlaşması’nın imzalanması ile savaş son bulmuştur. Bu anlaşma ile Hartum, Güney’e bölgesel Şer’i hukukun uygulanmadığı otonomi sözü vermiş, 2011’de bağımsızlık için referandum yapılmasını kabul etmiş ve yeni bir anayasa yapılması için gerekli çalışmaları başlatmıştır. İdari meselelere ilişkin Hartum hükümeti ve Juba yönetimi işbirliğine yanaşsalar da konu petrole geldiğinde uzlaşı sağlanamamış özellikle petrol zengini olan Abyei bölgesinde Kuzey ve Güneyi ayıran sınırın nasıl çizileceğine karar verilememiştir. Juba, kendi bölgesinden çıkan petrolün kontrolünü yalnızca iktisadi kaygılarla değil, Hartum’un petrol gelirleri ile askeri harcamalarını Güney’e karşı kullanmasının önüne geçebilmek için kendi elinde tutmak istemişti.

Abyei üzerindeki anlaşmazlık üzerine Juba ve Hartum ilişkileri yeniden gerilimli bir sürece girmişti. Bu süreçte üniter bir Sudan için büyük güçler uzlaşı faaliyetlerini yürütürken ABD ve Avrupa’daki Hıristiyan ve Yahudi lobileri iki ülkenin ayrılığı için baskı uygulamaya başladılar. Batılı sivil toplum örgütlerinin hükümetlere yaptığı baskılar ve bunun Hartum’da yarattığı etki bir tarafa, Asyalı devletlerin enerji şirketlerinin Sudan’da 2005 Anlaşması sürecinde pazar paylarını büyütürken Sudan siyasetinin daha karmaşık bir hal almasına neden oldular.
Uluslararası şirketlerin bölgedeki etkinliği artarken Hartum hükümeti de ayrılık öncesinde Güney Sudan’dan çıkan petrol üzerinde kontrolünü sıkılaştırmaya çalışmış, 2005 Anlaşmasıyla Abyei’den geçecek sınırın kesinleştirilmemiş olmasını kendi lehine çevirmek için uğraşmıştır. Özellikle Abyei bölgesi içerisinde önemli petrol yataklarının bulunduğu Heglig ve Bamboo bölgelerinin geleceğini 2011 referandumuna bırakmak düşünülmüş, fakat siyasi karışıklıklar nedeniyle buralar doğrudan Güney Sudan’a bırakılmış, fakat bu durum çatışmaları daha da tetiklemiştir.

Güney Sudan, bağımsızlığını kazanmasının ardından Hartum’un daha önceden kontrol ettiği petrol kaynaklarının neredeyse %70’ine sahip biçimde küresel enerji sektörünün en genç aktörü olarak piyasaya girdi. Ancak ürettiği petrolü dünya ticaretine sokabilmesi için Port Sudan’a giden iki taşıma hattı için Sudan’dan izin alması ve Hartum’a varil başına oldukça yüksek meblağlar ödemesi gerekiyor. Juba’nın ticareti üzerindeki bu tür engellerin artması ile sınır bölgesindeki çatışmalar da yeniden alevlendi. Çatışmaların başlamasıyla Juba, 2012’nin hemen başında üretimini durdurdu ve Kenya, Cibuti ve Etiyopya ile alternatif enerji hatları üzerinde görüşmelere başladı. En kısa sürede uygulamaya konacak herhangi bir projenin bile en az iki yıllık bir hazırlık süresinin olması ve Juba’nın petrol gelirlerine olan mecburiyeti ile çatışmaların yarattığı müthiş güvenliksiz ve istikrarsız ortamın daha fazla sürdürülemez olması nedeniyle 27 Eylül 2012’de Hartum ve Juba masaya oturdular bir dizi anlaşma imzaladılar. Bu anlaşmalar uyarınca Güney Sudan üretime yeniden başlarken Sudan da varil başına aldığı vergiyi azaltmayı kabul etti ve daha da önemlisi her iki devlet de sınırı 6 mil gerisine kadar silahsızlandırma sözü verdiler.

Buna rağmen hala devam eden çatışmalarda taraflar birbirlerinin sınırlarını ihlal etmekle ve ateşkese uymamakla suçlamaktalar. Hartum ve Juba arasında uluslararasılaşan sorunun yanı sıra Güney Sudan’da bugünkü çatışmalar devlet başkanı Kiir ve önceki yardımcısı Machar taraftarları arasında gerçekleşiyor. Sudan Halkı Özgürleşme Hareketi’nin lideri Garang’ın 2005’te şaibeli bir uçak kazasında yaşamını yitirmesinin ardından hareket içerisinde ve Güney Sudan’da liderliğe ilişkin ortaya çıkan rekabet bağımsızlık sonrasında kanlı çatışmalara dönüştü. Bu çatışmalar boyunca bir Dinka olan Kiir ılımlı ve uzlaştırıcı bir siyaset izlemişse de bağımsızlık sonrasında idari ve askeri yapılanmada Dinkalara öncelik vermiş, dahası muhalefet lideri olarak gördüğü Nuer Machar’a yönelik şiddet siyasetinde teşvik edici olmuştur. Machar ve diğer muhalefet liderlerinin Kiir ile birlikte bağımsızlık nosyonunun zarar gördüğü düşüncesi dile getirilirken artan yolsuzluk vakaları ve uluslararası şirketler ile kurulan ilişkilerde üst düzey devlet görevlilerinin çıkar elde etmesi ülke geneline yayılan protesto ve çatışmalara dönüştü. Bu eleştiriler muhalefette dile getirilirken başta Machar olmak üzere diğer önemli isimlerin de 1990’lardan itibaren katliamlarda yer almış ve Hartum ile petrol sahalarının kullanımı üzerine işbirliği yaparak Güney Sudan’a yönelik saldırıların finansmanını kolaylaştırmış olmaları toplumsal gerginliğin daha da tırmanması ile sonuçlanmıştır.

Afrika’daki doğal kaynak zengini devletlerin, bu kaynakların paylaşımı üzerinden etnik ve dinsel çatışmalara sahne olması küresel aktörlerin sürece müdahil olması ile çok daha karmaşık bir hal almakta. Yabancı şirketler hem Sudan-Güney Sudan hem de Güney Sudan içi çatışmalardan ayrı ayrı fayda sağlamakta, bu da çözümsüzlüğü devam ettirmekte. Güney Sudan, bağımsızlık sonrasında daha adil bir ekonomik, siyasi ve toplumsal yapı söylemini benimsemesine karşın var olan eşitsiz paylaşımın görece ülke içerisindeki daha güçlü aktörlerce yeniden kurgulanarak devam ettirildiği bir coğrafya halini aldı. 15 Aralık’tan beri devam eden çatışmaların bir an önce son bulması ve önce Dinkalar ve Nuerler arasında, ardından da Güney Sudan-Sudan sınırında uzlaşının sağlanması bölge halkının en acil temennisi.

*Bari, Güney Sudan yerli dilinde "ayrılık" anlamına geliyor. 

Yorumlar (0)

 
İsim: 
Soyisim: 
Eposta: 
Yorum: 
 
SBF Blog Hakkında
Bu kişisel blog platformunda Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim elemanlarının yayınladıkları görüş ve yazılar için hakem ya da editör süreci söz konusu değildir. Yazılar ve kullanılan fotoğraflar blog yazarlarının kişisel sorumluluğundadır.
Arama
Kelime:
Başlık:
Yazar:
 
Kategoriler
Avrupa Birliği
Kent ve Çevre
Müzik
 © 2017, Siyasal Bilgiler Fakültesi